5 Haziran 2026 tarihinde Türkiye’nin 52 ilinden yaklaşık 200 sivil toplum kuruluşu, Ankara’da düzenlenen Sivil Sesler Festivali’nde bir araya geldi. Festivalin ilk gününde, yaşam savunucuları sahnede mücadele deneyimlerini paylaşıp, iklim krizi, demokrasi, savaş ve sosyal adalet arasındaki bağlantıları tartıştılar. Avrupa Birliği’nin desteğiyle STGM tarafından gerçekleştirilen festival, Türkiye genelinden sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren önemli bir etkinlik olma özelliği taşıyor.
Açılış etkinliği, iklim krizinin sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda demokratik katılım, sosyal adalet ve insan hakları ile bağlantılı bir mesele olduğuna dikkat çeken çağrılarla başladı. Festivalde, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden doğayı ve yaşam alanlarını koruma mücadelesi veren birçok kişi sahne aldı. Karadeniz’den Kazdağları’na, Akkuyu’dan ülkenin dört bir yanına uzanan çevre direnişlerinin deneyimleri katılımcılarla paylaşıldı. Fatsa Doğa ve Çevre Derneği’nden Alaattin Yılmazer, Karadeniz’deki maden karşıtı mücadeleleri aktarırken, Kazdağları Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği’nden Süheyla Doğan, çevre direnişlerinde kadınların öncü rolüne dikkat çekti. Türkiye’nin önde gelen çevre aktivistlerinden Ahmet Oktay Demirkan, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’ne karşı yürütülen örgütlü direnişi anlattı.
Bisikletli ulaşım savunucusu Linda Nihan Lafçı ise, bisikletli ulaşımın Birleşmiş Milletler iklim politikalarına entegre edilmesi amacıyla düzenlenen COP Bisiklet Turu kapsamında Ardahan’dan Edirne’ye uzanan yolculuğunu katılımcılarla paylaştı. Akbelen davasının avukatlarından Arif Ali Cangı, yaşam alanlarının maden şirketleri, HES’ler ve JES projelerine açılmasına karşı verilen mücadelenin önemine dikkat çekerek, “Şimdi ayağa kalkma, çığlık atma zamanı” ifadelerini kullandı.
STGM Yönetim Kurulu Başkanı Levent Korkut, festivalin açılış konuşmasında içinde bulunulan dönemin giderek karmaşıklaştığını vurgulayarak, “hakikat sonrası” tartışmalarına dikkat çekti. Korkut, iklim değişimi, Paris Anlaşması ve küresel ısınma gibi bilimsel olguların sorgulanmasının tehlikeli bir eğilim olduğunu belirtti; “Gerçekler değişmedi, ısınma oranları devam ediyor.” dedi. İklim zirvelerinin yalnızca diplomatik ortamlar değil, aynı zamanda mücadele ve itiraz platformları olduğunu vurgulayan Korkut, sivil toplumun bu alanlardaki görünürlüğünün önemine dikkat çekti.
Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Politika ve Siyasi İşler Bölüm Başkanı Maja Urbanska, açılış konuşmasında iklim müzakereleri süreçlerine sivil toplumun müdahalesinin ve katılımının önemini vurguladı. Urbanska, iklim politikalarının toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla güçlenebileceğini ifade etti.
Festivalin açılış paneli “Dünyanın Ahvali, Gezegenin Geleceği” başlığıyla gerçekleştirildi. STGM Genel Koordinatörü Dr. Tezcan Eralp Abay’ın moderatörlüğündeki oturumda, küresel savaşlar, güvenlik politikaları, ekonomik sıkıntılar ve iklim krizi arasındaki ilişkiler ele alındı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden Doç. Dr. Özge Özkoç, uluslararası siyasetteki değişimlerin iklim krizi ile bağlantılı olduğunu belirtti. Özkoç, demokrasilerin aşındığını ve uzun süreli “seçimli otoriterlik” eğilimlerinin güçlendiğini ifade etti. Gerçek bir demokrasinin, kadınların, çocukların, LGBTİ+ bireylerin ve diğer dezavantajlı grupların haklarının güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını söyledi. İçinde bulunulan dönemi “krizler çağı” olarak tanımlayan Özkoç, bu krizlerin yeni fırsatlar da barındırdığını belirterek, sivil toplumun yeni bir toplumsal sözleşmenin inşasında önemli bir rol üstlenebileceğini vurguladı.
